“Ne sen anlıyorsun, ne de ben. Ne ben anlatabiliyorum, ne de sen, besbelli bitecek.”

 

Neydi kaybettiğimiz tam olarak? Kazandığımızı ne zaman farketmiştik ve ne zaman, kaybetmenin farkındalığı bir yumru gibi vurmuştu içimizdeki çanlara? Sokağa çık, insanların arasına karış ve kendini birşey yapmak zorunda hisset, zamanla zorunluluk yok olur anımsa.

 

Sokaktayım.

 

Bugün günlerden herhangi bir gün. Rüzgar alıp götürmeyecek, Zeki Müren bizi görmeyecek bugün.

 

Anlatmalıyım; gayretini de hayretini de kaybetmişti bir yerlerde. Sık sık gülse de yüzü, mutlulukla uyumlanamıyordu işte. Herkesi mutlu eden , birdenbire gelişen hiçbir şey onu tatmin etmiyordu. Eğlenceyle de, ekmekle de ilgilenmiyordu. Tüm bunların içinde, bir köpek gibi başka birşeydi aradığı. Uluyabilirdi ama o başını çevirdi ve ses çıkarmadı.

 

Bunun doymuşlukla alakası yok dedi kadın; yetinmeyi bilmen doyduğun anlamına gelmiyor. Yalnızca tercih etmiyorum, o insanlar ne kadar yıkansalar da pisliklerinin kokusu geçmiyor ve gözlerinin takibi seni de kirletiyor. Anlamıyorsun! İnsanlar aç; kadına ve erkeğe, sevişmeye ve sekse, müziğe ve dansa, filme ve perde arkasına ve tüm bunları anlamamaları daha çok hoşlarına gidiyor çünkü anlamadıklarında – ancak anlamış gibi yaptıklarında – en azından saygı duymak ihtiyacı hissediyorlar. Önemli değil, hiçbiri ve hiçbirimiz; sen benim yanımda uzanırken öylece ve ben sarıldığımda sana, bir yanını yitirdiğimi bildiğim ve duygumun büyük bir yoğunluğunu gömdüğümü hissettiğim halde sarılmaya devam ediyorum sana. Çünkü ; rüzgarlı bir günde uçurumun kenarında bitmek, birşeylerin öldüğü anlamına gelmiyor. Çünkü benim derdim ve dermanım sensen, ben her defasında sana yeniden başlamanın yollarını buluyorum! Çünkü söylemişti Cemal Süreya “uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri “

 

Yani düşünsene ne güzeldi gökyüzü! Yani ne kadar uzaktı göğe, insan olmak. Hep ona bakarak, sahip olduğunu farkedip, ona dokunamamak: insan yaşadıkça kendine dokunmayı da unutuyor hatırla. Hem ben, dün gece rüyamda gördüm kuşları, hepsi bize benziyorlar; özgürce uçar gibi görünüp sürüyü takip ediyorlar. Kendini küçültme daha fazla.

 

Bazı insanlar yolumuza ışık, gönlümüze nefestir dedi adam. Mühim olan vicdan sahibi olmaktan biraz daha fazlası, onu anımsaman. Artık değişen birşeyler var, sanki bizi daha iyi gösteriyormuş gibi, daha fazla kötülükten bahsediyoruz. Hergün biraz daha fazla ölüyoruz. Bende insanlara sesleniyorum o zaman; o kadar ufak kelime oyunlarına tavsınız ki, bu; romanı okuyabilme zevkinden mahrum bırakıyor sizi diyorum. Geceleri gökyüzüne baktığınızda size göz kırpan ışıklar görebilirsiniz pek tabii, istediğiniz tam anlamıyla budur ve gökyüzü size bunu verir. Merak ediyorum gerçekten neden seviyorsunuz kendinizi?

 

Artık canım vaktinde yanmıyor, üstelik bunun bir ilacı da yok.Üzüldüğünde neye üzüldüğünü bilmek istiyor insan ve sen gittikçe çirkinleşiyorsun. Benim başka dertlerim var, sen bunları bilmiyorsun. Belki anlatmadığım içindir ama sen de hiç sormuyorsun. Biliyorum. Yalnızız. Yalnızca denize yürüyoruz. Sen de yalnızsın ben de . Ama aynı adımlarımız. Ben de kararsızım sen de.

 

Hadi kalk dedi kadın, devam etmek lazım.

Sokağa çık, insanların arasına karış ve kendini birşey yapmak zorunda hisset.

 

Akşam içinde bulunduğun savaş alanını ve baş ağrısını terket, elbiselerini ütülemen şart, karnını doyurmak için çalışman lazım.

Annenin sesini duy örneğin, yaşadığın bu coğrafyanın sana yüklediği gerginliği ona ilet, yolda aynı noktalara adım attığınız o sevimsiz adamla gözgöze gel ve sana ödül aldıracak rolünü oyna, gerçekten kız ona ve söylene söylene ilerle.

Bir toplu taşıma aracına da binmelisin, muhtemelen her yer leş gibi. İnsanlara kokuşmuş bir et parçası gibi bakıp kendini germeye devam et, henüz iş yerine ulaşmadın bile.

 

Sokaktasın.

 

Anlayamadığın ancak hissettiğin bir yığın var ortada ve sen eline tutuşturulan bilgiler neticesinde; biraz anne, biraz baba, biraz patron, biraz çalışan, biraz abla, biraz kardeş; geceleri yatakta bir kadın, sabahları ereksiyonla yükselmiş bir adam olarak birşeyler yapmaya çalışıyor ancak debelendiğinle kalıyorsun.

 

Başlangıcı inanmak olan her güzel şey sorgulamaya yenilir; paramparça da olsan görmek istedikleri ışıksa bakmayı sürdüreceklerdir.

 

Şimdi söyleyin; gerçekten neden seviyorsunuz kendinizi?

 

Zeliha Gürsoy, “Fakat Hepsi Geçecek”

HAYIT’ın bahar sayısında